102. inlight organik dudak merhemi

bu aralar herkes mi hasta arkadaş! tıkalı burunlar yüzünden, dönme sesli insanlar kapladı ortalığı. ateşli yatak hikayeleri anlatılıyor: 40 dereceye çıkan ateş ve düşürülmek için yapılanlar. hangi antibiyotik revaçta, magazinde o var. nerden kaptık, kaç gün hasta yattık, neremizde ne çıktı, öksürük mü, nezle mi, boğaz ağrısı mı… of ki ne of! yeni yıla yatakta girmemek için sürünerek geçtim salona. 12′yi 10 geçe de aynen yataktaydım. marduk böyle geldi herhalde…

yüksek ateşten kaynaklı çatır çatır çatlayıp kuruyan dudaklar için, son 1 haftadır en çok kullandığım (evde hasta yattığım için belki de tek) ürün olan inlight organik dudak merhemi‘ni tavsiye ediyorum herkese. inlight’ı daha önce de yazmıştım. %100 organik içeriği ve çevreye saygılı, adil ticaret ilkeleri nedeniyle inlight sevip saydığım bir marka.

dudak merhemi de, gün içinde pek çok kez sürülmeyi gerektiren, ama gönül rahatlığıyla kullandığım bir ürün. kapaklı küçük cam kavanozundan ürünü almak biraz kullanışsız. ruj formunda olsa daha çok tercih edilirdi bence. kullanmadan önce elleri hep temizlemek gerekiyor. üstelik bitmeye yakın kavanozun dibini trollemek de cabası. yine de dudağıma sürdüğüm ve haliyle yalayıp yuttuğum bir ürünün %100 organik olması yanında, bu tip şeyler hava cıva kalıyor. önemli olan içerik, bunu unutmayalım. içinde, yüksek besleyici, yatıştırıcı ve nemlendirici yağlar (shea yağı ve hindistan cevizi yağı) ve yoğun E vitamini ve doğal antioksidan içeren yağlar (çuha çiçeği, jojoba ve susam) bulunuyor. ayrıca kalendulanın doku iyileştirici özelliği ve gül ile greyfurtun hücre büzücü değerleriyle daha da geliştirilmişmiş.

bu hastalık mevsiminde benim çok işime yarayan, tıbbi olarak asla kanıtlanmamış bir kaç küçük hasta tavsiyesini de listelemek istiyorum:

- ayak tabanlarına vicks sürüp çorap giyin ve yatın. ter atmaya yardımcı.

- hasta yemeği çorbadır. en güzeli ise tarhanadır. hakiki evde yapılmış tarhana bulun. boğazı şiştiği için yutkunamayan hastanız size minnettar olacaktır.

- yüksek ateş için sirkeli bez muhteşem bir çözüm; bazen unutuluyor diye hatırlatmak istedim. soğuk sirkeli bezi alna, ayak ve el bileklerine, diz arkalarına koyun. ateşi düşürmekte ilaç kadar etkili.

- bol sıvı alması gereken grip mağduruna, bal, limon ve zencefilli ılık su içirin. içine ferahlık gelsin zavallının. zencefilin öksürük azaltıcı etkisi de cabası.

- yine ateş için koltuk altlarına ezilmiş aspirin ve kolonyalı pamuk koyun diyollar. ben sadece kolonyalı olanını denedim, o da güzeldi :)

- ağrıyan boğaza ya da tıkalı burna aynı tarif: 1 çay kaşığı tuz ve 1 çay kaşığı karbonat katılmış ılık su. hem gargara yapın boğaz rahatlasın, hem burna çekin açılsın.

herkese sağlıklı bir 2012 diliyorum. hastalara şifa, dertlilere deva olsun inşallah! sevgiler!

denediniz mi? güzel misiniz? yorum yapın »

101. doğal tarım hala mümkün

şehir insanı olmak demek, insan vücudunun ihtiyacı 3 temel şeyden bir türlü emin olamamak demek:

1. hava: ev dışındaki her alanda hava, motorlu taşıt egzosuyla kirlenmiştir. şehir içindeki yeşil alana ulaşmak için dahi, kirlenmiş hava soluruz. kış aylarında buna kömür ve doğalgaz da eklenir. dağ havası denilen şey azot ve oksijenden oluşuyorsa, biz şehirlilerin havası ek olarak bolca karbondioksit ve kirleticilerden oluşur.

2. su: temiz su kaynakları şehre hep uzaktır. suyu bana taşıyan tankerlerden, damacanalardan, su borularından asla emin olamam. büyük miktardaki toplu üretimlerin geçmişini asla bilemem. suyun konulduğu pet şişe, ışığa, toza vs. maruz kalmış mıdır, damacana iyice temizlenmiş midir? bunların hiçbiri benim kontrolümde olmadığı için, suyuma da tertemiz diyemem.

3. yiyecek: herşey aromalı, herşey işlenmiş, herşey antibiyotikli. oysa üreticisini bildiğin (gidip gözünle görebileceğin), kısa sürede tüketilen ve tazesi gelen, doğal yöntemlerle, doğal tarım toprağından gelen ürünler yemeliyiz.

her geçen gün kara kara düşündürüyor bunlar beni. temiz su, hava ve yiyecek yaşamımızı sürdürmek için her daim ulaşabileceğimiz bir uzaklıkta olması gerekirken, bunlara ulaşmak için zaman ve emek sarf etmemiz, çokça da para harcamamız gerekiyor. sadece kişisel bir korku değil, dünyaya karşı da sorumlu hissediyorum  ve kontrolsüz büyümenin, sonraki insan nesline zararlı olacağını biliyorum.

ankara büyükşehirinde yaşayan bir insan olarak, bu konuda düşünen ve kendi çözümlerini üretmek için çaba sarf eden bir grup insanla tanıştım şükür. doğal toprakta (40-50 yıldır doğal yöntemlerle tarım yapılmış, ilaçlanmamış toprak) ekim-dikim yapan, köy halkıyla ortak çalışan, onların ürünlerini dağıtmalarına yardımcı olan ve bizzat da müşterileri olan şehirli insanlarla. üretim yapanla tüketiciyi aracısız ve kârsız olarak birleştiriyorlar. kendileri de bir yandan, kendi arazilerinde tarım ve hayvancılık yapmaya çalışıyorlar.

daha sonra özellikle kozmetik/ilaç/merhem ürünlerini kullandığım için onlardan detaylı bahsedeceğim. fakat şimdilik, artık şehre tıkılı kalmak zorunda olmadığımızı, kötü/kirli yiyeceğe ve suya mahkum olmadığımızı bilmenizi istedim. etrafımızda hala temiz ve doğal toprak var. bu toprağı işleyen ve büyük şirketlere mal satmak yerine, muhtemelen vicdanını takip ederek küçük üretici olarak kalmak ve büyük kârdan vazgeçmek pahasına, doğaya ve kendine saygıyı önemseyen üreticilere ulaşma şansımız var. henüz her ihtiyacı karşılamak mümkün değil. süt ve ürünleri, et, sebze ve meyveye ulaşmak mümkün. domates ve salatalık için yaz mevsimini beklemekle ilgili sorununuz yoksa, cips yemesem de olur diyorsanız (zira soğan, biber, biftek, yok efendim peynir, simit, hamburger, haydari (!), fıstık, mısır “aromalı”, acılı, acısız, tuzlu, tatlı, yağlı envai çeşit cips ne yazık ki (!) üretmiyorlar :), 2 hafta dayanan bakterisiz yoğurt yerine 4 günde bozulanını arıyorsanız, kendi şehrinizdeki doğal tarım yapan ve aracısız ürün temin eden grupları arayın, bulun, haberleşin ve onlara sipariş verin.

ankara’daki bu grup için işte sayfaları: http://ankaradbb.wordpress.com/

kendi şehrinizdeki benzer oluşumları bulmanız ve katkı vermeniz dileğiyle! :)

2 kişi denemiş, çok güzelmiş. siz de yorum yapın »