98. bir organik hikayesi

etrafımdaki pek çok arkadaşımla, son zamanlarda ortak paydalarda birleşmeye başladık. benzer çevreci endişelerimiz, benzer yiyecek, kozmetik, temizlik, seyahat deneyimleri edinmeye başladık. daha organik yemeye, daha az kimyasal kullanmaya, seyahatlerimizi çevreci tarım çiftliklerinde ya da daha az tüketilecek, daha az kirlilik yaratacak kamp, kamping, tatil evi gibi seçeneklerde değerlendirmeye çalışıyoruz. başka yerlerden tanıdığım arkadaşlarımla, bir doğal beslenme email grubunda karşılaşıyorum. hoş oluyor.

benim yakın çevremde böyle ama, artık pek çok insan da daha sağlıklı ve temiz bir çevrenin özlemini kuruyor ve daha önemlisi artık daha çok insan bu özleme uygun yaşam pratikleri geliştiriyor. son 10-15 yıldır hazır yoğurt konforuna alışan nesil, yerini tekrar evde yoğurt mayalayan, makinayla da olsa ekmeğini evde pişiren, bulaşık makinesinde parlatıcı yerine sirke kullanan, duyarlı ve geleceği için daha çok endişelenen yeni bir nesile bırakıyor. şimdi bunlardan biri olan ve denedimguzelim okuyucusu olarak tanıştığım güliz‘in, kısa ama, tutarlı ve ilham veren hikayesini aktaracağım:

“benim doğal ve organik ürünlere merakım hamileliğimle beraber başladı. yani yaklaşık 4 sene önce. bir kez başladıktan sonra asla geri dönüşü olmayan bir yol bu. hayatında her gün birşey değiştiriyorsun ve yıllar sonra bir bakmışsın ki çevrendeki çoğu insandan farklı bir tüketim tarzın olmuş.

ben yiyeceklerle başladım. hayatımdan beyaz un ve şekeri çıkardım diyebilirim. ama bu demek değil ki hiç simit veya dondurma yemiyorum. yiyorum ama ölçülü ve zamanlı. şehir hayatında bunlardan tamamen uzaklaşmak mümkün değil zaten. sonra sebze ve meyveler. doğal ve aracısız ürün gruplarına üye oldum, organik pazarlara gittim, gezdiğim her yerde o yörenin en saf ve doğal ürünlerine, mahalle pazarlarına uğradım. annemin babamın köydeki tanıdıklarına ulaştım vs vs. sonra bir bakmışım bunlar benim hayatım olmuş. benimle dalga geçerler hatta organik güliz diye. dün arkadaşlar gelmişti akşam yemeğine, oğlunun bisikleti bile organik dediler çok güldüm (tahtadan yapılmış bir taytayı var :)

dediğim gibi bütün bunlar bir anda olmuyor. yiyeceklerle başlıyorsun, sonra gereksiz aldığın şeyler gözüne batıyor, tüketimi kısıyorsun, okuyorsun, araştırıyorsun, seninle aynı düşünen insanlarla bir araya geliyorsun. hemen her gün işittiğim bir cümle var: “iyi tamam bunun doğalını aldın ama herşeyi böyle yapamazsın ki!” neden? yaparım tabii ki. zamanla doğal olmayan şeyleri zaten yemek istemiyorsun. mesela dışarıda yemek yemem gerektiğinde domatesten hiç tat alamıyorum artık.

başka neler yapıyorum?: oğluma hiç süt içirmedim. çiğ sütten yoğurt yapıyorum fırsat buldukça. bulamazsam sadece aoç’nin yoğurdunu yediriyorum. çünkü çabuk bozulan bir yoğurt. o yüzden bana güven veriyor.

hayvansal gıdalarda, bitkisellere göre çok daha yoğun hormon ve ilaç kullanımı olduğunu söylüyorlar. o yüzden bilmediğim yerde et yemem. hatta eti günde tek öğünle (o da evdeki) sınırlamaya çalışıyorum. tavuğu son 1 senedir toplam 1 kilo ancak yemişimdir. inanılmaz yöntemlerle şişiriliyor hayvancıklar çünkü. kendi kendime tüketeceğim herşeyi üretmem mümkün olmadığı için, yerel üreticileri desteklemeye çalışıyorum. küçük çiftçi tarımı deniyor. güzel projeler var ankara yakınlarında. bulabiliyorsam en yakından almaya çalışıyorum ihtiyaçlarımı. bulamıyorsam mecburen kargoyla istiyorum ve karbon ayak izi bırakıyorum dünyaya. elbet bir gün bunu da çözeceğiz. insanların sağlığına iyi gelen şeylerin, yaşadığı yörede yetişen şeyler olduğunu okuduğumda çok şaşırmıştım. yani, kırıkkale’de yetişen bakla, afrika’dan gelen muzdan daha faydalı bana.

bu konu çoook uzun. 4 yılın macerası saklı. seni daha çok ilgilendiren kısma gelirsek: eskiden beri makyaja süse püse meraklı değilim. üniversitede, aynı boz renkli yırtık eşofmanı 2 sene boyunca giymişliğim var. ama yaş aldıkça değişiyor insan. işe başlayınca, evlenince ve çocuk sahibi olunca. çocuk olduktan sonra uzun bir süre emzirme, alt üst değiştirme, yemek yedirme, anne olma durumu var. üstüne başına bakmıyorsun, aynı gecelikle günlerce ortada mal gibi dolaşıyorsun. bende öyle oldu en azından. sonra çocuk biraz büyüyüp senin de gözün açılınca, tekrar kadın olduğunu hissetmek istiyorsun. giyineyim takıp takıştırayım güzel görüneyim. işte bu dönemde organik makyaj ürünlerine merak saldım. açıkçası organikten önce, doğal olanı tercih ederim. bu yüzden önce şu siteye sardırdım: http://www.sunadumankaya.com.tr/index.php/about/natural_recipes. saç maskesi, yüz toniği gibi şeyleri uyguladım da. güzel sonuçları var ama pratik değil. saklaması zor. sonra araştırmaya devam ettim. unnado’da inlight indirimi çıkınca senin siteni buldum. pek çok yazını aynı gün okudum. bu tarz ürünleri yeni yeni kullanmaya başladığım için karşılaştırma yapamayacağım ama şu kadarını söyleyebilirim, daha önce yüzümü temizlediğimde (sabun veya sıradan markalarla) kupkuru oluyordu ve çekiliyordu resmen, hemen nemlendirici sürmem gerekiyordu. inlightta böyle bir sorun yaşamadım. temizleyicisi biraz değişik tabii, köpürtüp de haşur huşur yıkamadığın için temizlendi hissi oluşmuyor ama toniği bu açığı kapatıyor. sonrasında da ekstra nemlendirici sürmene gerek kalmıyor. yalnız senin yazdığın gibi tonik temizleyiciye göre çok daha kısa sürede bitiyor, şişeyi büyük yapsalarmış iyi olurmuş.

yüz yağını tereddütle kullandım açıkçası, yüzüne yağ sürüyorsun resmen, sivilce olabilir diye düşünüyor insan ama öyle olmadı. sürekli kullanamıyorum ama kullandığım kadarıyla memnunum. dory ye sormuştum nasıl kullanacağımı, onun tarif ettiği gibi yapıyorum. 4 parmak izi.

zuii ürünlerine gelince. dediğim gibi bu ürünleri de başka markalarla karşılaştıramayacağım ama olması gerektiği gibi ürünler. farların renkleri parlak, akşama kadar idare ediyorlar ve göz kapağında toplanma yapmıyorlar. pudra fondoten de güzel. doğal bir görünüm veriyor.

benim için tüm bu ürünlerin en önemli özelliği cildime zararlı birşey sürmediğimi bilmenin verdiği güven.

sevgilerimle.”

teşekkürler güliz :)

not: organik hikayeleriniz varsa lütfen benimle paylaşın.

4 kişi denemiş, çok güzelmiş. siz de yorum yapın »

97. güneş koruyucu (daylong ultra spray spf 25)

güneşten korkuyor musunuz? ben hem seviyorum, hem korkuyorum. bronz tenin güzelliği sahiden hiç birşeyde yok. ne giysen yakışıyor. zayıf, fit ve sağlıklı görünüyorsun. etraftan gelen iltifatların etkisiyle gelen neşe de bonusu.

ne yazık ki, bu bronzluk 2 haftada geçiyor. ben birkaç senedir, güneş sonrası krem mucizesi sayesinde, artık neredeyse hiç soyulmadan atlatıyorum bu tatil sonrası evresini. soyulma belasından kurtulduk ama, güneşin kanserojen etkisini ve cilt yaşlanmasını hızlandırması işini ne yapıcaz? güneş yağı sürücez diyelim. peki ama güneş yağlarının içinde de kanserojen ve toksik maddeler var, onlar ne olacak? hadi bakalım, ayıkla pirincin taşını.

taş devri diyeti var ya hani, hatta prof. ahmet aydın’ın da kitabı var. kitabı ilk çıktığında almıştım. profesörü ise seda sayan’da gördüğümde, karizmadan biraz eksik gibi geldi bana ama, o da bir dr. oz olmayıversin zaten canım! hehe! neyse, konuyu dağıtmadan, onun güneş hakkında yazdıklarından kısa bir özet geçivereyim:

- güneş düşmanımız değil: “dışarıda güneşleniyorsanız, güneşin derinizin üzerinde oluşturduğu D vitamini sizin 2 bin tane geninizin daha iyi çalışmasına yol açıyor. karanlıkta, bizim şu an bulunduğumuz stüdyodaki gibi yerlerde çalışmaya başladığımız zaman ise bizim o 2 bin genimiz olumsuz yönde çalışıyor.”

- dereceli güneşlenin: “eğer çocuğu bir aylık tatile götürüyorsak, ilk gün saatlerde güneşte fazla durmayacak; 5-10 dakika duracak. üstelik kollarını kapatacak elbise giydireceğiz ve ensesini örtecek bir şapka takacağız. uzun süre güneşte tutmayacağız, gölgede tutacağız. günler içinde süreyi arttıra arttıra güneşte kalma zamanını uzatacağız. belirli bir süre sonra kararacağı için güneş ışınlarının zararlı etkilerinden korunmuş olurken, güneşin olumlu etkilerinden maksimal faydalanmış olacak. aynı durum sizin için de geçerli.”

-D vitamini takviyesi yapın: “kış depresyonu denen şey, d vitamini eksikliğidir. onun için eğer vücudunuzda yeteri kadar d vitamini varsa mevsimsel depresyona girmiyorsunuz. ben her vitaminin ilaç olarak takviyesini istemem ama d vitamini mutlaka takviye edilmelidir. özellikle de yazın güneşe çıkmadan önce yeteri kadar ilaç olarak depolayıp ondan sonra güneşe çıkmalıyız. d vitamininiz yüksekse deriniz birdenbire kararmaya başlar. o zaman da güneşten o kadar çok etkilenmiyorsunuz. ama vücut d vitaminine açsa o zaman güneş derinliklerine kadar işliyor.”

- zurnanın zırt dediği yer: “güneş yağlarının önemli bir kısmı, mor ötesi A ve B ışınlar var. bunların bir kısmı deriyi yakıyor ama bir kısmı da D vitamini sentezini sağlıyor. güneş yağlarının güneş yanığını önlediği doğru, ama bu deri kanserlerini önlediği anlamına gelmiyor. çünkü birçok güneş yağı deri kanserine neden olan mor ötesi A’yı (UVA) değil, D vitamini sentezi yapan UVB’yi engelliyor. böylece D vitamini yetersizliğine yol açıyor. daha uzun dalga boylu olan UVA derinin derinliklerine kadar giriyor; UVB ise derinin yüzeyinde kalıyor.”

sevgili profesörün bu laflarının hemen arkasından, işte denedimgüzelim olarak deneyip güzelleştiğim, nefis bir ürünü sizlerle paylaşmayı vazife görüyorum:

daylong ultra spray spf 25, öncelikle kullanım kolaylığı olduğu için beni kendine çeken yeni nesil bir ürün. suya, ısıya, ışığa, terlemeye, kurulanmaya dayanıklı, yağsız ve harika. böylece günde 1 kez sürmek yeterli. şahsen test ettiğim üzere, sabah kahvaltısından sonra, güneşe çıkmadan hemen önce sürüp, bir daha gün boyu hiç yenilemediğim bir güneş sütü. aramızdaki obsesif arkadaşlar [cosmetic geek --> ceek :P], aşağıdaki linkte bu dayanıklılık testinin sonuçlarına ulaşabilir.

daylong dayanıklılık testi

daylong ürünlerinin bir de cilt tümörünü, cilt enfeksiyonlarını önlediği, kanserli hastaların bile kullanabileceği iddiası var. eczacıbaşı tarafından ithal edildiğini duydum ve eczanelerde satıldığına şahit oldum ama, deri hastalıkları ve kanserli hastalardaki kullanımı konusunu, yine de doktorlara bırakmak lazım. bu tip hastalıkları olanlara da allah şifa versin. yine de, içeriğinde paraben bulunuyor olduğunu belirtmeden, bu ne yaman çelişki demeden geçemeyeceğim.

benim aldığım sprey kafalı, spf 25, UVA korumalı ürün, 1 hafta boyunca 3 kişiyi idare etti – günde 1-2 kez sürdük. dönüşte 1 gün de havuza yetti, sora bitti :) asla yağlı, vıcık vıcık değil ve kokusuz olmasından dolayı da çok memnunum. ürünü yalnızca vücut için kullanmanız gerektiğini, yüz için başka özel bir ürün almanız gerektiğini ise hatırlatmama gerek yoktur herhalde :)

güneş sütünü aldığımda kampanya vardı, yanında bir de 30 ml. daylong night repair isimli, gece kremi ya da güneş sonrası olarak kullanılabilecek bir hediye verdiler. o da çok iyi bir krem bence.

miktar: 200 ml.

fiyat: 75,00 tl. (eczanelerde satılıyor)

 

Etiketler: , , ,

1 kişi denemiş, çok güzelmiş. siz de yorum yapın »