101. doğal tarım hala mümkün

şehir insanı olmak demek, insan vücudunun ihtiyacı 3 temel şeyden bir türlü emin olamamak demek:

1. hava: ev dışındaki her alanda hava, motorlu taşıt egzosuyla kirlenmiştir. şehir içindeki yeşil alana ulaşmak için dahi, kirlenmiş hava soluruz. kış aylarında buna kömür ve doğalgaz da eklenir. dağ havası denilen şey azot ve oksijenden oluşuyorsa, biz şehirlilerin havası ek olarak bolca karbondioksit ve kirleticilerden oluşur.

2. su: temiz su kaynakları şehre hep uzaktır. suyu bana taşıyan tankerlerden, damacanalardan, su borularından asla emin olamam. büyük miktardaki toplu üretimlerin geçmişini asla bilemem. suyun konulduğu pet şişe, ışığa, toza vs. maruz kalmış mıdır, damacana iyice temizlenmiş midir? bunların hiçbiri benim kontrolümde olmadığı için, suyuma da tertemiz diyemem.

3. yiyecek: herşey aromalı, herşey işlenmiş, herşey antibiyotikli. oysa üreticisini bildiğin (gidip gözünle görebileceğin), kısa sürede tüketilen ve tazesi gelen, doğal yöntemlerle, doğal tarım toprağından gelen ürünler yemeliyiz.

her geçen gün kara kara düşündürüyor bunlar beni. temiz su, hava ve yiyecek yaşamımızı sürdürmek için her daim ulaşabileceğimiz bir uzaklıkta olması gerekirken, bunlara ulaşmak için zaman ve emek sarf etmemiz, çokça da para harcamamız gerekiyor. sadece kişisel bir korku değil, dünyaya karşı da sorumlu hissediyorum  ve kontrolsüz büyümenin, sonraki insan nesline zararlı olacağını biliyorum.

ankara büyükşehirinde yaşayan bir insan olarak, bu konuda düşünen ve kendi çözümlerini üretmek için çaba sarf eden bir grup insanla tanıştım şükür. doğal toprakta (40-50 yıldır doğal yöntemlerle tarım yapılmış, ilaçlanmamış toprak) ekim-dikim yapan, köy halkıyla ortak çalışan, onların ürünlerini dağıtmalarına yardımcı olan ve bizzat da müşterileri olan şehirli insanlarla. üretim yapanla tüketiciyi aracısız ve kârsız olarak birleştiriyorlar. kendileri de bir yandan, kendi arazilerinde tarım ve hayvancılık yapmaya çalışıyorlar.

daha sonra özellikle kozmetik/ilaç/merhem ürünlerini kullandığım için onlardan detaylı bahsedeceğim. fakat şimdilik, artık şehre tıkılı kalmak zorunda olmadığımızı, kötü/kirli yiyeceğe ve suya mahkum olmadığımızı bilmenizi istedim. etrafımızda hala temiz ve doğal toprak var. bu toprağı işleyen ve büyük şirketlere mal satmak yerine, muhtemelen vicdanını takip ederek küçük üretici olarak kalmak ve büyük kârdan vazgeçmek pahasına, doğaya ve kendine saygıyı önemseyen üreticilere ulaşma şansımız var. henüz her ihtiyacı karşılamak mümkün değil. süt ve ürünleri, et, sebze ve meyveye ulaşmak mümkün. domates ve salatalık için yaz mevsimini beklemekle ilgili sorununuz yoksa, cips yemesem de olur diyorsanız (zira soğan, biber, biftek, yok efendim peynir, simit, hamburger, haydari (!), fıstık, mısır “aromalı”, acılı, acısız, tuzlu, tatlı, yağlı envai çeşit cips ne yazık ki (!) üretmiyorlar :), 2 hafta dayanan bakterisiz yoğurt yerine 4 günde bozulanını arıyorsanız, kendi şehrinizdeki doğal tarım yapan ve aracısız ürün temin eden grupları arayın, bulun, haberleşin ve onlara sipariş verin.

ankara’daki bu grup için işte sayfaları: http://ankaradbb.wordpress.com/

kendi şehrinizdeki benzer oluşumları bulmanız ve katkı vermeniz dileğiyle! :)

This entry was posted on Çarşamba, Ekim 19th, 2011 at 13:30 and is filed under genel, organik, vücut bakımı. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

2 kişi denemiş güzelleşmiş.

  1. nilay

    merhaba..
    nadir yazıyorsunuz..oysa sizi okumaktan haz alıyorum..blogg-roll’ umda eklisiniz zaten..günceller güncellemez hemen okuyorum..umarım iyisinizdir..
    doğal tarım ve doğal yaşam ile ilgili yüzde yüz emin olduğum tek bişey varsa, o da eşimin köyünde bu yaşamın bire bir mevcut olduğu.tdağ’lıyız biz..tdağ merkez- dağ yenicesi köyü,bahsettiğim..
    şehirden uzaklaşıp köye varan yollara sapıldığında dağlar hemen görünmeye başlıyor ve oksijeni almaya,hafiften baş dönmesi yaşamaya başlıyoruz.ürettiklerini; üzüm-ayçiçeği-buğday dışında, satmadıkları için, herşeyleri bire bir organik, doğal köy toprağı,doğal gübre ve hormonsuz-orjinal besin öğelerinden oluşuyor.kavun karpuzdan domatese,yumurtadan keçi sütüne, yüzde yüz keçi sütüyle tek gramsu değmeden yapılan peynirden dutlara,incirinden mısırına aklınıza ne geliyosa herşeylerini kendileri yapıyor ve 5 kardeş olan eşime,bu kalabalık aileye veriyorlar.YUFKA,TARHANA,PEKMEZ,erişte,tavuk eti,ekmek..akla ne gelirse birebir doğal,bol malzemeli ve tadından yenmez şekildeler inan..
    suyuna gelince dağlardan gelen berrak,tertemiz,orman kokulu suyu içtiğinizde,bidaha damacana suymuş,hikaye geliyor..havasına gelince, sabah 6 gibi horoz sesleriyle uyanıp,oksijen ve dağ kokusuyla, ” ben nerdeyim ” sorusuna uyanıyosunuz..toprak fırında,kayınvaldem 50 yıldır ekmek yapıyor.kedisi ve köpeği üstüste uyuyor ve aynı kaptan yemek yiyor.2 göz oda,wc dışarıda ama kar da yağsa, sel de aksa, ne wc ye gitmek zul geliyor,ne de orada 2 gün kalınca şehre alışmak kolay oluyor..
    demem o ki, biz şanslıyız sanırım, yolunuız buraya düşerse,bi fırsat olursa seve seve götürürm sizi..dağ kokusuyla kurumugüneş ve beyaz sabun kokan mis gibi çarşaflarda yatıp ,deliksiz uyuyunca, sabah horoz sesiyle kalkıp toprak fırında yeni çıkmış sıcak köy ekmeği,taze keçi peyniri,yeni koparılmış domates ile kahvaltı edince yürüyüşe çıkıyoruz, dağın eteğindeki derede doğal kil yatağı var.lancome,roc,vichy hikaye..o kil ile yüzünüze hemen oracıkta dere suyuyla bulamaç yapıp ,maske gibi sürünce, oturup daldan bi erik, bi elma koparıp yeyince, uznaıp dere sesiyle toprak kokana kadar dinlenince, yüzümü yine dere suyuyla yıkadığımda, bu kil paketleyip pakedi 100liraya satsam,insanlar bunu havada kapar:))) diye düşünüyorum..
    ne kadar uzun yazsam da ,sıkılmazsınız umarım diye bitiriyorum sözlerimi..
    doğal yaşam buralarda hala mevcut..300 lira doğalgaz faturası ödeyip hem zehirlenip hem ısınamayınca, köye gittiğimzde meşe odunuyla gürüldeyen kuzineli odaya girmek vallahi paha biçilemez..hele ki o kuzineni üstünde kaynayan doğal bi kurufasulye,mercimek,nohut varsa, hele ki fırında taze açılmış yufkadan börek varsa..
    sevgiler..doğal yaşamlar dilerim..

  2. aygulhobi

    benim köyümde böyle bir yer her şeyin en dogal ını köyde yaşayan kardeşlerimiz yiyip içiyorlar ne mutlu onlara bizse senede bir ay bile bunun tadına varamıyoruz

Siz de yorum yapın: